20 Kasım 2010 Cumartesi

doğdum. kendimi hissettim ve kendim olacağıma yemin ettim. zaman geçti. hayatıma giren her insan, çıkarken benden bir şey değiştirdi. kimisinde gözlerim eskisi gibi bakmaz oldu, kimisinde el yazım değişti.arkama bakmadan gidemedim hep. gözlerim geçmişte kaldı. şimdi yine arkama bakıyorum. ve görüyorum; ben, başka bir hayalim, başka düşüncelerim. en önemlisi, artık kendim değilim.

12 Kasım 2010 Cuma

Pencereden dışarı bak. dümdüz herşey. dünya bir düzlem sanki. ama gerçekte, kanıtlanmışlıkta yuvarlak bir şekilde. sen baktığını baktığın kadar algılarsın. görmeye başladığın an yuvarlak olduğunu anlarsın. Yoksa uzaydan bakmadan yuvarlak olduğunu göremezsin. Ama uzay boşluktadır , unutmamalısın. Pencereden baktığın gibidir, içinde olmakta; sadece tepeler çıkabilir karşına. ama yuvarlaksa, anlayamazsın. Çünkü dünya o kadar büyük ve sen o kadar küçüksün ki, sıradan baktığın şeyleri yine sıradan görürsün, anlayamazsın. Ne zaman anlarsın? Önyargılarından kurtulduğun zaman, işte o zaman anlarsın :) ama dünya geoit :)

7 Kasım 2010 Pazar

ZOrla inanmak zorundasın
Bu kez mutluluk için oynuyor yalanlar
Maskeler yolunu şaşırmış
Bir çığlık gibi
Hep düşlediklerin
Bu kez gerçek rolündeler.
Bu kez inanmak için bahanelerin var yalanlara
Bu kez mutluluk için oynuyor yalanlar
Maskeler yolunu şaşırmış
Bir çığlık gibi
Hep düşlediklerin
Bu kez gerçek rolündeler.

31 Ekim 2010 Pazar

toprağın kokusu güzeldir biliyorum. İnsan yok olanı sever dimi ? Toprak ölülerden oluşmuş bir karışım. Nasıl güzel kokuyor ki ?
Kitabıma başlarken...

Başlangıçlar hep zordur .Çok gösteriş yaparsan, güvenilmez olurlar. Sade bir dil ise, hemen vazgeçirebilir normalliğinden. Kalbinden, içinden geçenleri yazıyorsan eğer, anlamlı olmak zorunda değil cümleler.Çünkü içinde karışıktır bilmeden. Gereksizdir bazen. Onun için sadece yaz. Dünyada anlamsız zaten...

Önce babama , sonra anneme sonra gökyüzü ve denize.

30 Ekim 2010 Cumartesi

bir metnin devamı-

bulunduğum yere bakıyorum.arkamda kalmış olan bir kaç yürek sızısı ve bir kaç sayfa yazı duruyor.Perde açılıyor, önüme bir dolu senaryo çıkıyor. bu benim işim değil miydi diye düşünüyorum. yeni oyunlar başlıyor, bir gemi geliyor, zeytin kokusunu içine sinmiş. Sanki, tazeliğin verdiği his, sislerle karalanıyor.Bunu bir yerden hatırlıyorum sanırım.Karanlık düşlerimin esiri olduğum zamanlardan. Bir kç saniye öncesinden ve bir kaç kişinin evvelinden.Bu piyese tesadüfen gelidm, mecburen izliyorum.Kimileri çıkıp gidiyor birden.Ben her şeyin inadına oturduğum yerde, zincirlerle bağlıyım. Anahtarım önümdeki oyunda.Nasıl ulaşacağım bilmiyorum. Sadece mecburiyetin verdiği avuntuyla takip edeceğim diyorum kendi kendime. Takip edeceğim önümdeki ayak izlerini,. Onlar belki de geçmişten birer parçam. Belki de bir tuzak, tana için.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Yok öyle bir şey!

benim günahım kendime
yokluğum öbür dünyaya...