Bir cevizi kırdım bir taşla. içinden kurt çıktı. ama kurta sinirlenmedim. Ne de olsa bendim onun yuvasını yıkan.
7 Ocak 2014 Salı
İkaros Cafe...
İkaros, atinalı mimar Daidalos'un oğludur.. Belki de bir güneş tanrısı. 'Güneşe fazla yaklaşma, kanatların erir ve uçamazsın' dedi babası İkaros'a... O da unuttu; önce balmumu kanatları, sonra kendisi denize karıştı. Bruegel bu olayı resmeder; o çağda buğday toplamak neyse mit de odur. Bruegel'in İkaros'un düşüşü adlı tablosunda, bir tanrının denize karışmasına kimse aldırmamıştır... Bir diğer ressam Henri Matisse ise, daha minimalist çizgilerle anlatmıştır... İkaros'u resmeden bir de İkaros Cafe vardır Ankara-Kızılayda. Burası; felsefe,tarih,mitoloji sunumlarından, oyun tunuvalarından tutun da öğrenciler için ygs sınavlarına kadar her türlü etkinliği yapar. Çok sıcak bir yer, çünkü bu cafe oraya misafir olanların izler bırakabildiği bir cafe. Duvarlarına yazılmış anılar olsun, panolarındaki ilginç notlar olsun, insanların kendi geleneklerini oluşturduğu bir nevi popüler dinselliğini* yarattığı kendine özgü bir mekan. Ben her gittiğimde o gün yapılmış tatlılardan birini yemeyi, bazen bahçe kısmında nargile içmeyi çok seviyorum. Bence herkes uğramalı; tatlı çalışanlar ve bu sıcak ortama..
Popüler dinsellik: gündelik hayatta, insanların sık gelip geçtiği yerlerde bırakılan ortak izler. örneğin bazı şehirlerdeki köprülere kilit takıp, sevgililerin ayrılmamasını dilemek...
İkaros cafe'de ise bu tarz ilginç gelenekler var... Örneğin, herkesin sigara kutularını kullanarak yazmış olduğu notlar... Aynı zamanda sergi gibi, gidince görebilirsiniz!
Konur sok. No: 51 /1-2 (Binanın içinde, giriş kat, soldaki yeşil kapı)
06420 Çankaya, Ankara
11 Haziran 2012 Pazartesi
aşk nedir?
biri bana aşk nedir diye sorsa söyleyecek sadece bir kaç cümlem var.
Kendisine iyi davranılması, var olduğunu başkasının söylemiyle farketmesi. Aşk sosyal psikolojide işlenmesi gereken diğer sosyal psikoloji alt başlıkları kadar gereksizdir. İnsana duyulan aşk, bencilliğin kendisidir. Çünkü orada birini çok sevmiyorsunuz, ondan haz duyma peşindesiniz. Var olmanızı kendiniz sağlayamıyorsunuz. Karşılıklı duyulan ilgi hoşunuza gidiyor hem de çok. Platonik aşkta ise 'sahip olamama' gibi bir doyumsuzluk içindesiniz. Siz aşkı dünya zevki sanan aptallar hobbes'un düşüncelerini doğrulayanlarsınız.
Aşk acısı nedir?
Size duyulan ilgi kesildiğinde o kadar kin duyarsınızki bu kinin oluşturduğu yorgunluktan kurtulmak için hala sevdiğinizi düşünürsünüz. Aslolan şey ise sizi pohpohlayacak her hangi bir gerizekalının kalmayışıdır.
10 Haziran 2012 Pazar
bir acı daha geldi içime bir karabasan gibi. ne oluyor anlamıyorum. bu ben miyim? tanıyamıyorum. ne zaman göz kapaklarıma yorgunluk çökmüştü benim, ne zaman bakışlarım daha güvenilmezdi... Korktum insanların içinde ilk defa. Daha önce de memnun değildim fakat ilk defa korktum. çünkü insanların arasında çok kararsızdım. Nasıl davranmam gerek fikrim yoktu. Onun çaresizliği başkalarında kararsızlık haline geldi. Gece uykusuzluk, uykuda kabus.
Tüm olanları unutmak istiyordum. Keşke hiç yaşamasaydımlarda dilimdeydi. Biri, bir şeyi hiç yaşamamışsa üzüntüsü geçicidir belki bir heves veya bir acaba gibidir. Fakat eğer onu yaşamışsan unutmak çok daha zor. Anılar, gündelik yaşamdan anıya dönüşmüşse zormuş. Anıları düşünürken umutlanmak, anı olanın geçmişte olduğu bilgisini hatırlayınca hayal kırıklıklarına dökülüyor. işte bu yüzden tamamen unutmayı isterdim. buna çalıştım. bastırdığımı sandım içime. onları geri çıkarıp yüzleşmeye meyilli olduğumda kırıklıklarımla örülen duvardan geçemez oldum.Kendime yabancılaşmışım.
'Bir insan sevdiği birini kaybedince,içinde kırk mum yanarmış.
Öyle bir canı yanarmışki,yaşama sevincini kaybedermiş.
Her geçen gün mumlardan bir tanesi sönermiş.
Otuzdokuzu söner ama bir tanesi hep yanarmış içinde.
Esen en küçük bir rüzgar bile o mum alevini coşturur,hareketlendirir ve insanın canını yakmaya yetermiş'
diyorlar ya. o tek mum içimde söndüremeden kaldı işte.
daha önce sevdiğimin elinden tutan ellerime baktım bomboştular, içime baktım acıyı duvarlar hapsetmiştiler, kalbime baktım kırıktı, gözlerime baktım güvensizdi. dudaklarıma baktım suskundu.
Ne yapmalıyım? Nasıl? Bu soruların cevabı ne olursa olsun yetersizdi.
Ben kendi içime yabancılaştım, işte tek bunun nedenini buldum. Çünkü ben içimde başka birini daha yaşatıyorum. Her gün büyütüyorum onu.
31 Mart 2012 Cumartesi
Teker Teker
bir daha asla mutlu olamayacağını bilmek.. çok kötü değil mi? düşünsene... bir daha asla mutlu olamayacaksın. her gün geçmiş günlerin gelecek hayallerini kuracaksın kafanda; ama hepsi güneye kaçan kıştan kaçan gurbet kuşları gibi. güneşe kaçıyorlar. sen kıştasın. çok soğuksun. aslında sadece soğuk görünüyorsun. çünkü sen güneye uçan, sana son kez bakan bir kuşa aşıksın. o kaçarken, bir sonraki yılı düşünmek bile istemiyorsun. biliyorsun çünkü.. diğer bir sürü kuşun arasında onu asla bir daha bulamayacaksın. binlerce birbirine benzeyen kuşla kamufle olmuş o ... ona bir daha asla erişemeyeceksin. kuş dünyanın bir yerlerinde dönüyor nasıl olsa.. fakat güneyleri değişecek hep tabii.. bir yere bağlı kalmak da birine bağlanmak gibi çünkü. kandırmacalar yağar gökten kar yerine. beyazdırlar kar yerine. göremezsin belki işte bu yüzden hiç mutlu olamayacaksın... peki sorsana mutsuzlukla yaşıyorsan yaşama daha iyi... fakat biliyor musun? kış güneye kaçanlardan birini hiç yok etmedi. kış, güneyin ir gün kuzey olacağını hiç unutmadı... kuşlar gelin! hepinize bakacağım teker teker... taki benim kuşumu bulana dek... ah yaprak ağlayan kuşum... nelerdesin?
25 Eylül 2011 Pazar
Havada kanatlanıp uçtuğumu sanarken, meğer düşüyormuşum.
Düştüğüm yer bir nehirdi.
Nehir hep akıyordu.
İçine daldığımda bir sürü balık vardı.
Ve sen de oradaydın.
Sana durmadan haykırıyordum.
hep bir şeyler anlatmaya çalışıyordum.
Hep ağlıyordum.
Hep üzgündüm.
Seni çok seviyordum.
Hatta seni o kadar çok seviyormuşum ki,
düştüğüm yerin akan bir nehir olduğunu unutmuştum.
Gözyaşlarımın suyla örtüleceğini unutmuşum.
Ve unutmuşum; su da sesin yayılmadığını;
Anlattığım onca şeyin boşluğu karıştığını.
Hatta seni sevmekten farketmemişim bile;
Boğulup kumların arasına karıştığımı...
Düştüğüm yer bir nehirdi.
Nehir hep akıyordu.
İçine daldığımda bir sürü balık vardı.
Ve sen de oradaydın.
Sana durmadan haykırıyordum.
hep bir şeyler anlatmaya çalışıyordum.
Hep ağlıyordum.
Hep üzgündüm.
Seni çok seviyordum.
Hatta seni o kadar çok seviyormuşum ki,
düştüğüm yerin akan bir nehir olduğunu unutmuştum.
Gözyaşlarımın suyla örtüleceğini unutmuşum.
Ve unutmuşum; su da sesin yayılmadığını;
Anlattığım onca şeyin boşluğu karıştığını.
Hatta seni sevmekten farketmemişim bile;
Boğulup kumların arasına karıştığımı...
1 Eylül 2011 Perşembe
??
Her sey kendiligi gibi her sey sıkıcı ve zor.sen disardasin ben icerde.ben goruyorum sen hissediyorsun.hava,kisiye ozel;soguk ve kasvetli.hayatlarimiz yagmur gibi.bazenn bulutlara saklanmis denizin gozz yaslari ,bazen topragin ruhlari.hepimiz baslayan ve biten satirlarin olusturdugu kurgudan ibaret degil miyiz?hayatimizi satirlarin anlattiklarinin basrolundeki kahramanlara ozenmekle geciririz.kimse bilmez mi ki hepimiz kendi hayat kitabimizin bas karakterleriyiz...anlamayarak bakan gozlerin, bilincsizce yazilan sozlerin haksizca olusturulan sezgilerin icindeki bizler.hepimiz yakinda son satira gelmeyecek miyiz? Silinen ama hissedilen duygularin cumlelerinde bitecek olan sizler.
gec demek icin biraz erken degil misiniz?
gec demek icin biraz erken degil misiniz?
..Hayat yün topaklarından işlemeli bir atkıya dönüşür.
Bir ilmekle doğduk, ilk sıramız bazen yamuk yumuktu. Ama daha öğreniyorduk. Sıraları birleştirdik. İlmek ilmek örüyorduk, kendimizi. Yaşamda araya bazen renkli yünleri karıştırdık bazen sökmek istedik ama yapamadık. İlmekler boy boy geçince, şekilleniyordu yaşamımız. Kimi zaman bir atkıya kimi zaman bir bereye benzetiyorduk ama sonunda neye benzeyeceğini biz de bilmiyorduk. Bunun için amaçlar ve hedefler koyduk kendimize, kimisi bir kazak kimisi bir atkı yolundaydı. Emekle işlenen bu yol bittiğinde ise, kiminin ah ne güzel örmüş diye bakacağı ve iç çekeceği, kiminin çok rüküş diye başından atacağı bir şeye benziyorduk. Tek bildiğimiz, onun bir miras olarak kaldığıydı. Kimisi kendine örnek alacak ve kendi atkısını işlerken boynuna sım sıkı dolayacak, kendini koruyacaktı, kimisi ise eskidiği için çöp kutusuna atacaktı…
5 Temmuz 2011 Salı
3 temmuz 2011
Biz kimiz?
Çocuk kimdir?
Toplumda çocuğa karşı bakış açısı nedir?
Hak nedir?
Çocuk hakları nelerdir? Ne için vardır?
Biz ne yaptık ve hangi amaç doğrultusunda hareket ettik?
Neden kendi gündemimizi oluşturmalıyız?
İlkelerimiz nelerdir?
Nasıl ürünler verdik?
-Eksionsekiz gazetesi
-Belgesel
Sorunlarımız oldu mu?Nasıl çözdük?
CD için: söyleşi
Haksızlığa uğradınız mı ve haksızlık yaptınız mı?
Boşluk doldurmalar
Nelere ihtiyaç var?
Sonuç olarak (özet)
Biz kimiz?
Çocuk kimdir?
Toplumda çocuğa karşı bakış açısı nedir?
Hak nedir?
Çocuk hakları nelerdir? Ne için vardır?
Biz ne yaptık ve hangi amaç doğrultusunda hareket ettik?
Neden kendi gündemimizi oluşturmalıyız?
İlkelerimiz nelerdir?
Nasıl ürünler verdik?
-Eksionsekiz gazetesi
-Belgesel
Sorunlarımız oldu mu?Nasıl çözdük?
CD için: söyleşi
Haksızlığa uğradınız mı ve haksızlık yaptınız mı?
Boşluk doldurmalar
Nelere ihtiyaç var?
Sonuç olarak (özet)
3 Haziran 2011 Cuma
modernleşme genel olarak insanların yaşamlarını yaşam alanlarını düşünsel yapılarını ve insanların geleneksel kültürel ve dinsel yapılarını büyük bir değişim ve dönüşüme uğratarak aydınlanma çağının genel karakteri ve değişim gücüyse................
modernite bir gelişmeyse, gelişme varsa modernite de vardır.
vaat edilen bir şeyde nasıl özgürlük olabilir?siyasi otorite tarafından kısıtlanmamak özgürlük ise ve modernite bize özgürlüğü vaat ediyorsa neden modernleşmeye bağlı yeniliklere sıkışıp kalmışız? Modernleşmeye bağı yeniliklere örnek verilmesi erekirse yeniliklere karşı gelen bir ideoloji aklıma geliyor..
Modernleşme, muhafazakarlığı doğurmaz mı? Gelenek görenek ve kültür, modernitenin gerisinde kaldığında bunları muhafaza etmek isteyen topluluklardan muhafazakarlığın doğması ve gelişmekte olan bir dünyanın yanı sıra muhafazakarlığa kendini kaptırmış ve gittikçe körleşen bir yapı doğmaz mı?
veya geleneki modernitenin bir eseri midir? Yenilik olmazsa, nasıl eskinir?
modernite bir gelişmeyse, gelişme varsa modernite de vardır.
vaat edilen bir şeyde nasıl özgürlük olabilir?siyasi otorite tarafından kısıtlanmamak özgürlük ise ve modernite bize özgürlüğü vaat ediyorsa neden modernleşmeye bağlı yeniliklere sıkışıp kalmışız? Modernleşmeye bağı yeniliklere örnek verilmesi erekirse yeniliklere karşı gelen bir ideoloji aklıma geliyor..
Modernleşme, muhafazakarlığı doğurmaz mı? Gelenek görenek ve kültür, modernitenin gerisinde kaldığında bunları muhafaza etmek isteyen topluluklardan muhafazakarlığın doğması ve gelişmekte olan bir dünyanın yanı sıra muhafazakarlığa kendini kaptırmış ve gittikçe körleşen bir yapı doğmaz mı?
veya geleneki modernitenin bir eseri midir? Yenilik olmazsa, nasıl eskinir?
31 Mayıs 2011 Salı
Komünizm ne?
Komünizm kapitalizmin batışından yükselen bir sistemdir yani kapitalizm olmasaydı komünizm olmazdı :) Zıtlık bağlam demiştik.
Komünizm sözde hep toplum denen şeye karşı çıkar ve halkı yükseltir. Fakat şunu unutuyoruz: Halk da bir toplum değil midir? .. :)
ne için kötü?
Muhafazakarlıkta durağanlık var demiştik hatırlıyo msn?. durağanlık yaşam denen şeyi ortadan kaldırır. durağan olduğu için sürdürülebilir değil. Ve herkesin hayatında m. olup olmadğı zamanlar vardır mesela sen komünst bir ülkede yaşasan komünizmn değişmemesini isterdin ve diğer yeni sistemlere yani yeniliklere karşı olurdun bu yüzden m. olurdun :)yani komünizmn enternasyonel düşüncesi bana uymuyo; komünist olmaktan başka bir yol bırakmıyor.
Komünizm kapitalizmin batışından yükselen bir sistemdir yani kapitalizm olmasaydı komünizm olmazdı :) Zıtlık bağlam demiştik.
Komünizm sözde hep toplum denen şeye karşı çıkar ve halkı yükseltir. Fakat şunu unutuyoruz: Halk da bir toplum değil midir? .. :)
ne için kötü?
Muhafazakarlıkta durağanlık var demiştik hatırlıyo msn?. durağanlık yaşam denen şeyi ortadan kaldırır. durağan olduğu için sürdürülebilir değil. Ve herkesin hayatında m. olup olmadğı zamanlar vardır mesela sen komünst bir ülkede yaşasan komünizmn değişmemesini isterdin ve diğer yeni sistemlere yani yeniliklere karşı olurdun bu yüzden m. olurdun :)yani komünizmn enternasyonel düşüncesi bana uymuyo; komünist olmaktan başka bir yol bırakmıyor.
a) yaratıcı yazarlık dersinde yıl sonu değerlendirmesi testi yaptık ve şu soru vardı:
Topluma nasıl bir hizmette bulundunuz, bulunabildiniz mi?
Ben de topluma karşı çıkmak için yazı yazdığımı, bu dersin en olumlu tarafının topluma hiç bir hizmette bulunmaması olduğunu söyledim.
b)bi film izliyoduk inglzce dersinde ve mahkumlar hapishanede olay çıkarmışlardı. salak hocamız 'silahla susturabilirler neden bu kadar sakin kalıyorlar sen kimsinki olay çıkarıyosun' diye bir yorum yaptı. daha önce ona toplumun zararlı olduğunu düşündüğmü söylemiştim ve o tam tersini savunmuştu şimdi de ' hocam onların da insan olduğunu unutmayın ' dedim. o da ' 50 kişiyi öldürürken düşünselerdi. senin bir yakınını öldürdüğü zaman o da bir insan diyebilcek misin acaba ' dedi ben ' kimse doğuştan katil değildir ve ben yine o insandır derim merak etmeyn. 50 kişiyi sizce nereden buldu? toplumdan. toplum olmasaydı toplu yaşama yerleri olmasaydı suçluluk kavramı da olmazdı yani toplum gitmesi gerektiği gibi gitmediği zaman 'katil' damgalı insanlar oluşuyor. ' dedim .
tüm bunlardan + Biyoloji dersinde işlediğimiz konulardannnnnnnnnnnnn bazı sonuçlar çıkardım bunları birazdan söylicem :)
Topluma nasıl bir hizmette bulundunuz, bulunabildiniz mi?
Ben de topluma karşı çıkmak için yazı yazdığımı, bu dersin en olumlu tarafının topluma hiç bir hizmette bulunmaması olduğunu söyledim.
b)bi film izliyoduk inglzce dersinde ve mahkumlar hapishanede olay çıkarmışlardı. salak hocamız 'silahla susturabilirler neden bu kadar sakin kalıyorlar sen kimsinki olay çıkarıyosun' diye bir yorum yaptı. daha önce ona toplumun zararlı olduğunu düşündüğmü söylemiştim ve o tam tersini savunmuştu şimdi de ' hocam onların da insan olduğunu unutmayın ' dedim. o da ' 50 kişiyi öldürürken düşünselerdi. senin bir yakınını öldürdüğü zaman o da bir insan diyebilcek misin acaba ' dedi ben ' kimse doğuştan katil değildir ve ben yine o insandır derim merak etmeyn. 50 kişiyi sizce nereden buldu? toplumdan. toplum olmasaydı toplu yaşama yerleri olmasaydı suçluluk kavramı da olmazdı yani toplum gitmesi gerektiği gibi gitmediği zaman 'katil' damgalı insanlar oluşuyor. ' dedim .
tüm bunlardan + Biyoloji dersinde işlediğimiz konulardannnnnnnnnnnnn bazı sonuçlar çıkardım bunları birazdan söylicem :)
paylaşımın sosyal bir kavram olduğnu ve genlerde olmadığnı söyledi.
paylaşım neden ortaya çıkar diye sordum kendime.. ben ne için paylaşırım?
Yani ben birisiyle bi şey paylaşırsam o kişide eksiktir değil mi? ortada bir dengesizlik vardır? yani paylaşım dengesizlikten ortaya çıkmıştır diyebiliriz. 'bende var ama onda yok' ..
dediğin yarasalar küçük topluluklardır ve yaşamak zorunda oldukları için bir ineği paylaşmak zorundadırlar.paylaşım yapmak için paylaşım yapmıyorki zorunlu oldukları için paylaşımcılık var onlarda :) İnsanlar öyle değil nedeni: toplum. Toplum paylaşmayı kullanmaz mı sence? yani biz sizle şunu paylaşacağız şunu yapacağız, derneklere para yatırın ağaç dikin gibi şeyler. insanlar için yaşama zorunluluğundan önce toplumda olma zorunluluğunu var. hayvanlar bir yaşama biçimi olarak paylaşımı seçmiş ama biz yaşama biçimi olarak toplum olmayı seçmişiz. buna uygun bir düzen kurmuşuz.şu anki durumda paylaşım ancak toplumun bir oyuncağıdır ;) bunun için paylaşım göründüğü kadar iyi bir şey değil ve dengesizlikten ortaya çıkan bir şey.:)
paylaşım neden ortaya çıkar diye sordum kendime.. ben ne için paylaşırım?
Yani ben birisiyle bi şey paylaşırsam o kişide eksiktir değil mi? ortada bir dengesizlik vardır? yani paylaşım dengesizlikten ortaya çıkmıştır diyebiliriz. 'bende var ama onda yok' ..
dediğin yarasalar küçük topluluklardır ve yaşamak zorunda oldukları için bir ineği paylaşmak zorundadırlar.paylaşım yapmak için paylaşım yapmıyorki zorunlu oldukları için paylaşımcılık var onlarda :) İnsanlar öyle değil nedeni: toplum. Toplum paylaşmayı kullanmaz mı sence? yani biz sizle şunu paylaşacağız şunu yapacağız, derneklere para yatırın ağaç dikin gibi şeyler. insanlar için yaşama zorunluluğundan önce toplumda olma zorunluluğunu var. hayvanlar bir yaşama biçimi olarak paylaşımı seçmiş ama biz yaşama biçimi olarak toplum olmayı seçmişiz. buna uygun bir düzen kurmuşuz.şu anki durumda paylaşım ancak toplumun bir oyuncağıdır ;) bunun için paylaşım göründüğü kadar iyi bir şey değil ve dengesizlikten ortaya çıkan bir şey.:)
23 Mayıs 2011 Pazartesi
26 Nisan 2011 Salı
Neden? Neden bu yolda dönmüş olabilir? Bu , nasırlaşmış ruhların ortak sorusuydu.
Gökyüzüyle denizin birleştiği bir yere geldiler. Herkes meraklı gözlerle birinden bir açıklama bekliyordu, hem korkuyorlardı, hem de meraklarından kaçamıyorlardı. Şoför, tabii ki konuşmaya başladı;
‘ Yıllardır hep kente giden o yolu izlerim, sağa dönerim. Aslına bakarsanız, o yolun adını bile bilmem, kaç yıl geçti aradan ama bunu merak etmemişim. Birbiri ile aynı giyinen insanlar biner ekmek tekneme, hep aynı yüzleri görüyorum artık, insanları tanıyamıyorum, ayırt edemiyorum. eve gelince karımla yemek yiyoruz, televizyon izliyoruz yatıyoruz ve öbür gün şehrin trafiğinde tekrar kayboluyorum.Hep o yoldan döndüm.. Fakat benden, bu kadar…’
Yaşamadan yaşlanmak da böyle bir şeydi tam. Hep aynıydı zaman, hep aynıydı gezilecek yerler , insanlar , haberler aynıydı. dünya benziyordu içindekilere;içindekiler dünyaya. Su sürekli damlarsa musluktan, her saniye durmadan, aynı şekilde, sıkılmaz mı insan? Belki bir süre sonra alışırsınız,boşa giden sizin suyunuzdur…
Uzun zaman önce yapması gerekeni yaptı kendince dolmuş şoförü, farklı bir yoldan döndü. belki de delirmişti. Velhasıl onun duygularını ancak onun gibi olanlar kavrayabilirdi. İnsanların büyük çoğunluğu bıkmıştı monoton hayatlarından, aynı işlerle gün boyu uğraşmaktan sıkılmışlardı.
Eğer yaşamın kilidiyse hareket, anahtarı da gitmek olsa gerek…
Nice içlerde kalan dileği gerçekleştiren şoför bulundukları yere bakmaya başladı; sözlerini bitirince. Satıcı ve diğer insanlar artık korkmuyorlardı. Belliydi ki bu onların hayatlarını oluşturmaya başladıkları zamandan beri istedikleri şeydi. Karşılarında deniz vardı, gök yüzünden bir ışık topu denizin üzerinde yatıştırıyordu anı.
Fazla konuşmaya niyetleri yoktu. Oturdular kumların arasına, denizin öbür ucundaki kara parçasına bakarak, umutlarını tazelediler. Birkaç dakika öncesi gibi nasırlaşmış duygular yoktu artık;onlar yerine özgürlük hakimdi umut dolu gözlerde.
Gökyüzüyle denizin birleştiği bir yere geldiler. Herkes meraklı gözlerle birinden bir açıklama bekliyordu, hem korkuyorlardı, hem de meraklarından kaçamıyorlardı. Şoför, tabii ki konuşmaya başladı;
‘ Yıllardır hep kente giden o yolu izlerim, sağa dönerim. Aslına bakarsanız, o yolun adını bile bilmem, kaç yıl geçti aradan ama bunu merak etmemişim. Birbiri ile aynı giyinen insanlar biner ekmek tekneme, hep aynı yüzleri görüyorum artık, insanları tanıyamıyorum, ayırt edemiyorum. eve gelince karımla yemek yiyoruz, televizyon izliyoruz yatıyoruz ve öbür gün şehrin trafiğinde tekrar kayboluyorum.Hep o yoldan döndüm.. Fakat benden, bu kadar…’
Yaşamadan yaşlanmak da böyle bir şeydi tam. Hep aynıydı zaman, hep aynıydı gezilecek yerler , insanlar , haberler aynıydı. dünya benziyordu içindekilere;içindekiler dünyaya. Su sürekli damlarsa musluktan, her saniye durmadan, aynı şekilde, sıkılmaz mı insan? Belki bir süre sonra alışırsınız,boşa giden sizin suyunuzdur…
Uzun zaman önce yapması gerekeni yaptı kendince dolmuş şoförü, farklı bir yoldan döndü. belki de delirmişti. Velhasıl onun duygularını ancak onun gibi olanlar kavrayabilirdi. İnsanların büyük çoğunluğu bıkmıştı monoton hayatlarından, aynı işlerle gün boyu uğraşmaktan sıkılmışlardı.
Eğer yaşamın kilidiyse hareket, anahtarı da gitmek olsa gerek…
Nice içlerde kalan dileği gerçekleştiren şoför bulundukları yere bakmaya başladı; sözlerini bitirince. Satıcı ve diğer insanlar artık korkmuyorlardı. Belliydi ki bu onların hayatlarını oluşturmaya başladıkları zamandan beri istedikleri şeydi. Karşılarında deniz vardı, gök yüzünden bir ışık topu denizin üzerinde yatıştırıyordu anı.
Fazla konuşmaya niyetleri yoktu. Oturdular kumların arasına, denizin öbür ucundaki kara parçasına bakarak, umutlarını tazelediler. Birkaç dakika öncesi gibi nasırlaşmış duygular yoktu artık;onlar yerine özgürlük hakimdi umut dolu gözlerde.
Ömür geçiyor ,öylesine boş ..Her gün aynı yoldan eynı şekilde hiç değişmeden işe giderek .. Her gün sabah aynı insanları bir birlerinin kopyası şeklinde giyinmiş bir vaziyette mecburi bir günaydınla geçiştirerek .. Öğlen yemeklerinde tabildota aynı küfürleri savurup ,içi geçmiş dometeslerin bi araya gelerek oluşturdukları türlünün yüzüne iğreti bir şekilde bakarak ..Çalan telefonlara aldırış etmeden ,evrakları tam ortasından nizami bir şekilde delmeye uğraşarak .. Gün de bilmem kaç kez aynı merdiveni inip çıkarken ,her basamağın da arkandan seslenen o sinir bozucu insanlara cevap vermek için bir ileri iki geri basmakları çıkmaya çalışarak ..
Sabah gittiğim yolun ve serviste oturduğum koltuğun köşesine sinerek ,gerisin geri aynı yol tekrar gelerek .. Okumaya uğraştığım ve ne zamandır elimde olduğunu hatırlamadığım kitapların kıvrılmış köşelerini düzeltip ,okumaya çalışırken uykuya kalarak .. Velhasılı kelam insan yaşamadan nasıl yaşlanıyorsa tamda öyle yaparak ....Oysa benim böyle bir hayat planım yoktu..
Su sürekli damlarsa musluktan, her saniye durmadan, aynı şekilde, sıkılmaz mısınız? Belki bir süre sonra alışırsınız, ama giden, boşa giden sizin suyunuzdur.
Eğer yaşamın kilidiyse hareket;
o kilidin anahtarı da GİTMEK olsa gerek!
Adalet, en çok sevgide yerini şaşırıyor. Karşılıklı olmayan şey, daha çok ağır basıyor. İnsan işte bu durumlarda daha çok susuyor, bu haksızlığı daha çok ört bas etmeye çalışıyor. Nedeni daha az acı çekmek istediğinden belki, gün geliyor tüm suçu kendinde uyduruyor, öyle biri varsa, tüm suçlu kendisi gibi davranıyorsa sakın avutmaya çalışmayın çünkü bu, hayatta tek tutunduğu şeydir. Çünkü emin olun ki başkasının haksızlığına uğramaktansa, kendi suçunu bilmek çok daha az acıtır insanın içini.
Sabah gittiğim yolun ve serviste oturduğum koltuğun köşesine sinerek ,gerisin geri aynı yol tekrar gelerek .. Okumaya uğraştığım ve ne zamandır elimde olduğunu hatırlamadığım kitapların kıvrılmış köşelerini düzeltip ,okumaya çalışırken uykuya kalarak .. Velhasılı kelam insan yaşamadan nasıl yaşlanıyorsa tamda öyle yaparak ....Oysa benim böyle bir hayat planım yoktu..
Su sürekli damlarsa musluktan, her saniye durmadan, aynı şekilde, sıkılmaz mısınız? Belki bir süre sonra alışırsınız, ama giden, boşa giden sizin suyunuzdur.
Eğer yaşamın kilidiyse hareket;
o kilidin anahtarı da GİTMEK olsa gerek!
Adalet, en çok sevgide yerini şaşırıyor. Karşılıklı olmayan şey, daha çok ağır basıyor. İnsan işte bu durumlarda daha çok susuyor, bu haksızlığı daha çok ört bas etmeye çalışıyor. Nedeni daha az acı çekmek istediğinden belki, gün geliyor tüm suçu kendinde uyduruyor, öyle biri varsa, tüm suçlu kendisi gibi davranıyorsa sakın avutmaya çalışmayın çünkü bu, hayatta tek tutunduğu şeydir. Çünkü emin olun ki başkasının haksızlığına uğramaktansa, kendi suçunu bilmek çok daha az acıtır insanın içini.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)