16 Aralık 2010 Perşembe

Son kez görüyorum seni. Bu, son kez bakışım konuşamayan gözlerine. Konuşma... Suskunluğun büyük bir haykırış. Biliyorum. Siyah gözbebeklerinin içindeki seni, biliyorum. Son kez görüyorum seni. Küçük yüreğine son kez dokunuyorum. Ayrılmak istemiyorum biliyorum. Ama artık çıkmalıyım bu odadan. Gitmeliyim. Hep yağmur yağan bir yere gitmeliyim. Senin yerini doldurmamalı. Çünkü yorgun olur ister istemez.Sana ulaşamaz hiç bir yer. Biliyorum. Bu seni son kez görüşüm. Bebeğim... Bir gün, olmasını umut ettiğim dünyada yeniden karşılaşacağız. Ve kopuşlar giremeyecek aramıza bu sefer. Biliyorum. Sen, sen olduğunun farkında değilken, ben ben olmamışken, ben seni sen beni seviyorduk birbirimizi. Bu seni son kez görüşüm. Bu odadan çıkıyorum. Biliyorumki... Yüzün ve sesin zorla silinecek benliğimden. Ama bende ki sevgin asla yok olmayacak ve seni hep iyi hatırlayacağım. Hoşçakal küçük yüreğim. Hoşçakal...

12 Aralık 2010 Pazar

Kar yağmadan nasıl bilebiliriz ki izlerimizi
bıraktıklarımızı
kar yine yağdığında temize çeker mi yolumuzu
Hatalarımızı silemez ki ama üzüntülerine kar yağdır..
Belki güneş çıktıktan sonra üzüntülerin yine ortaya çıkar..
ama o an güneş, soğuk üzüntülerini de ısıtacak :)
Altın bir kar tanesi olacağız.
Yok olmuş hayallerimiz için kar taneleri gelirler
yerini tamamlamak için
hayallerin,
sonra eriyip giderler
tamamlanmamış yeni hayaller....
Kar yağar.
sonra bir rüzgar savurur herşeyi.
Yine kar yağar.
bu kez güneş eritir hepsini.
'Birinciliği beyaza verdiler'...

6 Aralık 2010 Pazartesi

Mutluluk için yaşamak. Mutluluk için yaşlanmak her geçen gün. Yaşlandıkça mutsuzlaşmak.
Küçük, yeşil yaprakları ve kahverengi gövdesi olan bir çam ağacı çizmiştim daha küçükken. Yeni yıl yaklaşıyordu. Yalnız kalmasın istemiştim yaprakları. Bunun için küçük kırmızı toplar yerleştirmiştim her tarafına Kime sorarsam sorayım ağacın çam olduğunu bile anlamadılar. Bir elma ağacı sandılar. o yılbaşı süslerini elmaya benzetenler oldu. Kırmızılar domates de olabilirdi. Kocaman bembeyaz kağıdın ortasındaki küçük bir çam ağacını anlayan olmadı. Geri kalan beyazlığın kar olduğunu nasıl anlasınlar? kim bilir neye benzeteceklerdi yaprakları turuncu gövdesi sarı olsaydı... Yeni yıl yaklaşıyor. Her gün, sizin yeni yılınız olacak çünkü her gün 365 gün 6 saatin bittiği gündür. 4 temmuz bir sonraki 4 temmuzla başlayan zamandır. Her 10 aralık bir önceki 10 aralık'ın sonudur. Hep bir geçmişin bittiğini, geleceğin başladığını ve her başlangıçta geleceğin bitmişinin saklı olduğunu görürüm resimlerimde.
Şimdi sizin için bir dilek diliyorum. Çam ağacınız, hayat ağacınız olsun. Tek süsünüz, ne derlerse desinler onu kaybetmeme şartıyla, kocaman kalbiniz olsun.

İyi yıllar.

Yağmur Güvenç

Yalancı bir söz, yalancı cesaret demektir.

‘Dilimizin tam ucunda birikenler ve dudaklarımızın dışına çıkamayanlar… oradan doğduk. Aklımızdaki döngülerin esiriyiz.keşkelerin kurbanıyız …beynimizin içindeki anılarla döşeliyiz. ‘


Bay Kırmızı o gün kırmızı gömleğini giymişti. Karlı sokaklardan geçerken siniri nefreti yüzündendi ve nefreti de, hiçbir zaman olamayacağı yüzündendi.
Bay sarı, o gün kırmızı gömleğini giymişti.planlanmış gözden kaçışların sözünü tutacaktı. İyiliği kaybolacak mıydı? İyilik ne demekti? kasvetli ve hüzünlü bu dünyadaydı...iyilik,karanlık gölgeler üstünde gümüş pırıltısı beyazı kadar ferah bir şeydi.
Sonsuz evrenin sonluları arasında bir yudumluk bir zevkti belki de… İçildiğinde, özlemi kavuran ve geri dönüşü olmayan bir özgürlük çeşidiydi.

Yalancı bir söz, yalancı cesaret demektir.

İkna edilmiştik. Geceler, bir sonraki günü kolaylaştırmak için akıyordu. kesik kesik soluyan ruhlar, ortalığa saçılmış, Ruhlarda soluyan sigaralar, iklimi değiştirmişti.… Aldatılmanın verdiği his, sislerle karışmıştı.
Gözyaşı şeffaftı. Ruhun fotoğrafıydı. Sarı’nın yeşil gözlerinden dökülen yaşlar elinde tuttuğuna damladı.Gözler birbiri ardına yapılan senkronize olmuş hataların temsilcisiydi ve aralarında sürreal bir kovalamaca yaşıyorlardı.
‘buradan gitmelisin’ diye bir mırıldanma duyuldu.
Sokak, ruha sessiz geliyordu.Pencere vardı aralarında, avaz avaz bağıran bahar, çiçekleriyle doluşmuş dallarını pencereye tıklatıyordu. Sokağın sessizliği derin bir çığlıktı. Gerçek hayat aslında dışarıdaydı. Ayak seslerinde, garip müzikler eşliğinde. Fakat fırtınada esen rüzgarın içinde kurumuş yapraklar , hala israr ediyorlardı çaresizliklerine. Birden, o çığlıklar sustu. Sessizliğin çığlığı dindi. Çünkü tüm bunların arasını delice delen başka bir melodi fısıldadı kuşlara, yeşil gözler. Özgürlük, vicdanın parmaklıklarında hapsolacak kadar tehlikeli fakat insani olmayan duyguları insanlaştıracak kadar da rahatlatıcı bir intihardı aslında.
Bir silah sesi, umut şarkılarıyla geldi. Umut şarkıları güneşi sımsıkı tuttu, kapladı ve kuşlar kanatlarıyla bütünledi. O günden sonra bir daha güneşi gören olmadı. . .

Meşguliyetimiz, adaletimiz, umutlarımız, pişmanlıklarımız. Tüm bunlar, her gün yeni bir dilde doğar. Tüm bunlar, yeni bir alfabede hatırlatır kendilerini. Mecburiyetlerimiz bizi daha güzel yerlere götürecek sanki. Biz, tüm bunlarla uğraşırken ve mecburiyetlerimizi hatırlrken, hayatın tutsaklığına kendimizi o kadar bağlıyoruzki, Bir yol oluşturmak için, geleceğin kaygısında o kadar boğuluyoruz ki, zamanın son tik taklarında farkına varıyoruz gerçeği…Tüm bunlarla uğraşırken Aslında hiç yol almamışız.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Bulutların üstünü merak edenler aslında birer yıldız olduklarının farkında değillerdi. Yıldızlarını bulmak için uğraşıyorlardı ama her seferinde topraktaki minarellerle oyun oynarken buluyorlardı kendilerini.

2 Aralık 2010 Perşembe

Bir yol olsaydı eğer,
inan o yoldan ilerlerdim.
Bak o kadar sevmişim ki seni,
o yol olmasa bile sana geliyorum.
Her şeye rağmen.
Pamuk Prenses elmasını yemiş.
Külkedisi cam ayakkabılarını bırakmış.
Rapunzel'in uzun saçları var arkasında.
Benim ise güzel acılarım var artık,
ama mutlu sona götürür mü bilemem.
Prens'e kavuşturur mu göremem.
Ben, vazgeçmedim.
Ben kaybettim.
Bir yol olsaydı eğer,
inan o yoldan ilerlerdim.
Bak o kadar kaybetmişim ki seni,
Tüm yollar seni düşününce kapalı.
Sana açılan yollar bile
yoklar.
Bak o kadar sevmişim ki seni
o yol olmasa bile sana geliyorum.
Her şeye rağmen.
Seni seviyorum.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Her sey kendiligi gibi her sey sıkıci ve zor.sen disardasin ben icerde.ben goruyorum sen hissediyorsun.hava,kisiye ozel;soguk ve kasvetli.hayatlarimiz yagmur gibi.bazenn bulutlara saklanmis denizin gozz yaslari ,bazen topragin ruhlari.hepimiz baslayan ve biten satirlarin olusturdugu kurgudan ibaret degil miyiz?hayatimizi satirlarin anlattiklarinin basrolundeki kahramanlara ozenmekle geciririz.kimse bilmez mi ki hepimiz kendi hayat kitabimizin bas karakterleriyiz...anlamayarak bakan gozlerin, bilincsizce yazilan sozlerin haksizca olusturulan sezgilerin icindeki bizler.hepimiz yakinda son satira gelmeyecek miyiz? Silinen ama hissedilen duygularin cumlelerinde bitecek olan sizler.
gec demek icin biraz erken degil misiniz?