elinden geleni yaparsın
bazen duygularına yenilir mantığın, saçmalarsın
bazen mantığın saçmalıyıverir
susarsın.
saçma olduğunu düşündüğün her şey, ilerde senin kapını da çalınca
zilde bülbül ötmüyordur artık.
kargaların etekleri zil çalıyordur.
akbabalar üstünde şenlik yapıyorlardır
sen, kalbindeki düğümlenmenin boğazına geldiğini hissediyorsundur.
içinden bi yerlerden, gelen,
bir dolu deniz vardır, gözlerinden dökülen...
oturursun kimi zaman bir sandalyeye,
düşünürsün; şimdi ne olacak?
Kapıyı açacak mıyım,
yoksa arkama dönüp kaçacak mıyım?
Kaçmak acemilerin işidir filmlerden aldığımız.
biz o filmlere kulak veririz, kapıyı açarız
önümüze bir dolu seneryo çıkar.
daha biz örtmeden
kapıyı,
o çoktan çarpmıştır.
Sonsuza kadar kilitlemiştir.
Anahtarın kalbinde gizlidir
fakat için hiç olmadığı kadar karışıktır.
artık çaresizsindir.
gözünden dökülen deniz kim bilir seni bir gün başka yerlere sürükler
Bu dünya böyledir İnsanlar böyledir.
Şu an ,En iyi gelen şey,
Her şeyi olduğu gibi kabul etmektir...
Bir cevizi kırdım bir taşla. içinden kurt çıktı. ama kurta sinirlenmedim. Ne de olsa bendim onun yuvasını yıkan.
29 Temmuz 2010 Perşembe
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Bir tek paragraf, bu kadar iyi özetleyebilir mi?
*
Bir silgi gibi tükendim ben…
Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa.
Ben, kurşunkalem silgisiydim..Azaldığımla kaldım...
alntı
Bir silgi gibi tükendim ben…
Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa.
Ben, kurşunkalem silgisiydim..Azaldığımla kaldım...
alntı
'dünya güneşin etrafında dönüyor ben ise dünyanın içinde dönüyorum.dönerken gözümü kapıyorum ara sıra, nerede ışık varsa ona yöneliyorum. Film şeridi gibi geçiyor karanlıklar göz kapaklarımda, ışık aradan fırlıyor tabii...
Bekleyin diyor oradaki bir renk karmaşası. Zeytin kokulu mevsim, biraz limonatayla geliyormuş meğer. Karşılama merasimi uzun olmamalı ki, gözümü açtığımda benim dönmediğim dünyanın hala dönüyor olduğunu farkediyorum. Artık umursamıyorum sanırım...
Zeytin kokulu mevsim geliyor gerçekten, çünkü önümde zeytin ezmeli bir dilim ekmek yanında bergamot kokulu bir fincan çay görüyorum. Annem hazırlamış. Limonata daha sonra eşlik edecekmiş.
Sokakta yann tiersen çalıyorlar. La Dispute adlı şarkı olduğuna eminim.
En çok beğendim şarkılarından çünkü. Delicesine fındık ezmeli bir dilim ekmek yiyormuş gibi zeytin ezmeli bir dilim ekmeği karnıma indiriyorum, çayı da.
Bir gün, insanların binlerce aptalca davranışlarını bir yere not edecek olursam benim de sevmediğim yiyecekleri sevdiğim yiyeceklere dönüştürme oyununu ilk sıraya yazmam gerekir.
Kütüphaneyi karıştırırken Pariste Bir Sabah Kahvaltısı adlı kitap elime geçiyor. birisi çok ilginç yiyecek resimleri yapmış. minik renkli sandviçlerin içinde badem ezmesi var, bu tatlı sandviçleri bir yerden hatırlıyorum ama... yanında canlı beyaz bir gül, kristal bir bardağa özenle yerleştirilmiş. Capcanlı cizilmesine ramen altına bir sürü yaprağı dökülmüş. Neden olduğunu anlayamadım. Ama mutlaka 12. yaş günümde bu renkli sandviçlerden yiyeceğim.
Başka bir sayfayı açtığımda küçük bir dönme dolap maketi çizilmiş. Yanında , beyaz gül desenli bir fincan var. yanındaki tabakta ise karamelli kurabiyeler resmi süslüyor. Her şey öyle güzel çizilmiş ki...
İlerki sayfalara bakmadan önce karşıdaki sahile gitmeyi planlıyorum. Böylece uzaklara dalma adlı oyunumu oynayabileceğim.
Birkaç kalem bir defter ve kitabımı yanıma alıyorum.
Dünyada hiç kimsenin olmadığı bir yere gitmek ister misiniz? Kendinize ayıracak bol vaktiniz oluyor. Kendinizi bulabiliyorsunuz. Çok heyecanlı bir oyun.
Kimseciklerin olmadığı oraya vardığımda, çoktan hava kararmış, yıldızlar çıkmış. Kitabıma bakamayacağım . Yarın bakarım diyorum bende.
Denizle uyum sağlasın diye maviye boyanmış eski bir kaydırağın üzerinde yıldızları seğrederken buluyorum
kendimi. Küçük bir domuzcuk, bir ayıcık şekilleri gözümü kaplıyor. Ve başlamam mı yıldızların üstünde küçük bir hikaye yazmaya... o domuzcuk şekli birden kapı oluveriyor, aklımdaki bir yerlerde duran domuzcuğu o kapıdan geçiriyorum. Sözde değişik bir ülkeye adım atmış. ve daha neler oluyor neler.Üzgünümki, bu hikayeyi ne bir ses kaydına alabilirim, ne yazabilirim ne de çekebilirim. tüm şekiller birazdan değişecek çünkü ben de başka şeyler düşünmeye başladım. Küçük domuzcuk git gi de sönüyor. Doğa ana bana bir masal anlattı bugün. Bir yıldız masalı. Demek ki artık uyuma vaktim geliyor. Gözlerimi kapıyorum ve başka gözyüzlerinin olduğu başka masallarla buluşuyorum...Öbür gün annemin sesleriyle uyanıyorum. beni çok merak etmiş. Üzülme anneciğim, yanlız değildim ki...
Yagmur Hayal
'zeytin kokulu mevsim... '
Bekleyin diyor oradaki bir renk karmaşası. Zeytin kokulu mevsim, biraz limonatayla geliyormuş meğer. Karşılama merasimi uzun olmamalı ki, gözümü açtığımda benim dönmediğim dünyanın hala dönüyor olduğunu farkediyorum. Artık umursamıyorum sanırım...
Zeytin kokulu mevsim geliyor gerçekten, çünkü önümde zeytin ezmeli bir dilim ekmek yanında bergamot kokulu bir fincan çay görüyorum. Annem hazırlamış. Limonata daha sonra eşlik edecekmiş.
Sokakta yann tiersen çalıyorlar. La Dispute adlı şarkı olduğuna eminim.
En çok beğendim şarkılarından çünkü. Delicesine fındık ezmeli bir dilim ekmek yiyormuş gibi zeytin ezmeli bir dilim ekmeği karnıma indiriyorum, çayı da.
Bir gün, insanların binlerce aptalca davranışlarını bir yere not edecek olursam benim de sevmediğim yiyecekleri sevdiğim yiyeceklere dönüştürme oyununu ilk sıraya yazmam gerekir.
Kütüphaneyi karıştırırken Pariste Bir Sabah Kahvaltısı adlı kitap elime geçiyor. birisi çok ilginç yiyecek resimleri yapmış. minik renkli sandviçlerin içinde badem ezmesi var, bu tatlı sandviçleri bir yerden hatırlıyorum ama... yanında canlı beyaz bir gül, kristal bir bardağa özenle yerleştirilmiş. Capcanlı cizilmesine ramen altına bir sürü yaprağı dökülmüş. Neden olduğunu anlayamadım. Ama mutlaka 12. yaş günümde bu renkli sandviçlerden yiyeceğim.
Başka bir sayfayı açtığımda küçük bir dönme dolap maketi çizilmiş. Yanında , beyaz gül desenli bir fincan var. yanındaki tabakta ise karamelli kurabiyeler resmi süslüyor. Her şey öyle güzel çizilmiş ki...
İlerki sayfalara bakmadan önce karşıdaki sahile gitmeyi planlıyorum. Böylece uzaklara dalma adlı oyunumu oynayabileceğim.
Birkaç kalem bir defter ve kitabımı yanıma alıyorum.
Dünyada hiç kimsenin olmadığı bir yere gitmek ister misiniz? Kendinize ayıracak bol vaktiniz oluyor. Kendinizi bulabiliyorsunuz. Çok heyecanlı bir oyun.
Kimseciklerin olmadığı oraya vardığımda, çoktan hava kararmış, yıldızlar çıkmış. Kitabıma bakamayacağım . Yarın bakarım diyorum bende.
Denizle uyum sağlasın diye maviye boyanmış eski bir kaydırağın üzerinde yıldızları seğrederken buluyorum
kendimi. Küçük bir domuzcuk, bir ayıcık şekilleri gözümü kaplıyor. Ve başlamam mı yıldızların üstünde küçük bir hikaye yazmaya... o domuzcuk şekli birden kapı oluveriyor, aklımdaki bir yerlerde duran domuzcuğu o kapıdan geçiriyorum. Sözde değişik bir ülkeye adım atmış. ve daha neler oluyor neler.Üzgünümki, bu hikayeyi ne bir ses kaydına alabilirim, ne yazabilirim ne de çekebilirim. tüm şekiller birazdan değişecek çünkü ben de başka şeyler düşünmeye başladım. Küçük domuzcuk git gi de sönüyor. Doğa ana bana bir masal anlattı bugün. Bir yıldız masalı. Demek ki artık uyuma vaktim geliyor. Gözlerimi kapıyorum ve başka gözyüzlerinin olduğu başka masallarla buluşuyorum...Öbür gün annemin sesleriyle uyanıyorum. beni çok merak etmiş. Üzülme anneciğim, yanlız değildim ki...
Yagmur Hayal
'zeytin kokulu mevsim... '
13 Haziran 2010 Pazar

her zamanki gibi yoksun...
yoksun, anılarımın içinde.
eskimiş solmuş buruşmuş bir yaprağın gölgesinde
küçük bir haykırışsın sadece...
Neden diye sormuyorum artık,
nedenlerin beni uçuruma sürüklüyor.
sonsuzluğun sonundan düşmek vardır ya rima'dan bir güzellik...
işte o sonsuzluğun sonundan düşüyorum.
sonundan düşerken ne yapacağım bilmiyorum.
nereye götürecek kalbim,
nereye düşürecek kaderim..
kaderimi ben çizdim gördüm onları.
sonsuzluğun sonundan düşüyorum
yardım et diye seslendim.
duymadı...
yalnızlığım içimde demir parmaklıklarla hapis,
parmaklıklar kırıklığım,
gardiyan pişmanlığım.
keşkelerim kapanmış bir pencere...
intikamım ise intihar...
sonsuzluğun sonundan düşüyorum.
beni kurtarabilen kimse yok.
gözyaşlarımın izlerinde
herkes.
o izleri temizlemeye ise
yok bir gönüllü,
hadi şimdi açılış kurdelesini kendin kes....
Hoşgeldin ölüm.
11 Haziran 2010 Cuma
Sevgi mi?
Neden olduğunu bilmediğim bir yalnızlık var içimde.
bir yerlerde hep kurtarılmayı bekleyen minik haykırışlar.
dolunayın sorgulamasının hemen sonrasındaki yorgunluk hissi..
Beynimin içine giden sonsuzlukta gözlerimin boş boş bakması.ve arada kalmışlık.
.duyduğuma değilgördüğüme inanırım demişler,
Neden olduğunu bilmediğim bir yalnızlık var içimde
.gördüğümü sorgulayacak , bazen de duyduklarıma delicesine karşı çıkarak.
neden olduğunu bilmediğim bir yalnızlık var içimde.
...
.
bir yerlerde hep kurtarılmayı bekleyen minik haykırışlar.
dolunayın sorgulamasının hemen sonrasındaki yorgunluk hissi..
Beynimin içine giden sonsuzlukta gözlerimin boş boş bakması.ve arada kalmışlık.
.duyduğuma değilgördüğüme inanırım demişler,
Neden olduğunu bilmediğim bir yalnızlık var içimde
.gördüğümü sorgulayacak , bazen de duyduklarıma delicesine karşı çıkarak.
neden olduğunu bilmediğim bir yalnızlık var içimde.
...
.
Suyun cenazesi
Bulutların karalara bürünmesinin nedeni, yağmurun cenazesiydi . yağmur damla damla düşerken siyah betona, bulutlar azaldı sanki yalnızlığında. Hiç görmemişlerin hizasında, daha çoğunu istedi yeni dünyasında. Birleşikken yalnız olmayı seven ve damlalara bölünen su, gerçek bir trajedi üstüne intihar etti. Parçalarını oraya buraya döken isim, damla damla somuttu.Kendine acı çektirmeyi seviyordu belikli ... Bölünmeyi istiyordu, aradan şeffaf kanı fışkırsa bile…
Ve buharlaşıyordu göklere doğru. Buda onun beyaz ışıkları takip etmesiydi, meleklerin çağırdığı...
Yağmur tekrar intiharı ise, hayata yine su olarak geldiğindendi. Sudan başka hiç bir şey olamadığı için… Gerçek trajedi buydu. Safın içinde intihar sarraflığı… Ardından mayhoş bulutların umursamazlığı. Böyleydi işte utangaçlığın hizasındaki doğal güçler, böyleydi bir ‘su’yun intihar edişi…
Ve buharlaşıyordu göklere doğru. Buda onun beyaz ışıkları takip etmesiydi, meleklerin çağırdığı...
Yağmur tekrar intiharı ise, hayata yine su olarak geldiğindendi. Sudan başka hiç bir şey olamadığı için… Gerçek trajedi buydu. Safın içinde intihar sarraflığı… Ardından mayhoş bulutların umursamazlığı. Böyleydi işte utangaçlığın hizasındaki doğal güçler, böyleydi bir ‘su’yun intihar edişi…
Gülün Sesi
Güzel veya saçma kimin umrunda? yazı yazmak ferahlatıcı bir şey sonuçta (:
Gün gelir bir gül yaprağını saklarsın,
Bir kitabın arasına koyarsın.
Yazıların içinde sır gibi saklarsın yaprağını,
Hep hatırlarsın rengini damarlarını ve zarafeti
Ama nasılsa aklından çıkıverir
Kitabı okur sıkılan yaprak, bitirir
Ve bir gün, eskilerden bir demet ışık istersin,
Keşkelerinin olmadığı zamana geri dönmek istersin,
Kitabın kapağını açarsın ve yaprak ölmüştür artık,
Kurumuş, kırılmış,solmuştu
Bir bakarsın revolverine, tiktakların az kalmıştır.
Ve anlarsın ki kalbini de çürütmüştür zaman
Yaprağında ölmüştür, sen de
Anlarsın keşkelerin anlamsız olduğunu.
Asıl pişmanlığının burada kaldığını.
Kalbinin içinden, derinlerden,
Bir veda mektubudur aslında kitabın sayfaları,
Senin anıların muzip bir gülüştür
Ve Pişmanlığın sınavından aldığın nottur.
Gül ise, senin yaşamın..
Gün gelir bir gül yaprağını saklarsın,
Bir kitabın arasına koyarsın.
Yazıların içinde sır gibi saklarsın yaprağını,
Hep hatırlarsın rengini damarlarını ve zarafeti
Ama nasılsa aklından çıkıverir
Kitabı okur sıkılan yaprak, bitirir
Ve bir gün, eskilerden bir demet ışık istersin,
Keşkelerinin olmadığı zamana geri dönmek istersin,
Kitabın kapağını açarsın ve yaprak ölmüştür artık,
Kurumuş, kırılmış,solmuştu
Bir bakarsın revolverine, tiktakların az kalmıştır.
Ve anlarsın ki kalbini de çürütmüştür zaman
Yaprağında ölmüştür, sen de
Anlarsın keşkelerin anlamsız olduğunu.
Asıl pişmanlığının burada kaldığını.
Kalbinin içinden, derinlerden,
Bir veda mektubudur aslında kitabın sayfaları,
Senin anıların muzip bir gülüştür
Ve Pişmanlığın sınavından aldığın nottur.
Gül ise, senin yaşamın..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)